Damgalama (Stigmatizasyon)

damgalamaDamgalama (Stigmatizasyon) Nedir?

Psikolojik bozukluklara sahip bireylerin yaşam kalitesinin düşmesi; sadece bu psikolojik bozuklukların neden olduğu sıkıntı ve engellerden kaynaklanmaz. Yaşam kalitesindeki düşüş ve bu bireylerin yaşadığı kişisel hedef kayıpları; psikolojik sağlığa ve psikolojik sağlık desteklerine eşlik eden damgalama kavramını benimseyen bireyler yüzünden de olabilir. Bu kavramı literatüre kazandıran Goffman’a göre damgalama; damgalanan bireyin bir sıfat olarak isminin önüne getirilen etiket sonucunda daha değersiz, daha az istenir hale gelmesi ve zaman zaman insandışılaştırılmasıdır.

Damga (stigma) kavramı; tarihte ilk kez Antik Yunan’da ahlaki anlamda kötü olduğu düşünülen, normallik sınırları içerisinde kabul edilmeyen bireylerin, kölelerin, suçluların, hainlerin bedenlerine kazıdıkları ya da demirle dağladıkları işaretlerle kullanılmaya başlanmıştır. Tarihe bakıldığında stigmatizasyon tıbbi açıdan oldukça fazla yaşanmıştır. Toplumlar, geniş etkisi olabilen salgın hastalıklarda ve bazı yıkıcı sonuçları olan hastalıklarda(örneğin, AIDS) damgalamaya meyillilerdir. Bu durum psikolojik sorunlar için de geçerlidir. Örneğin bazı psikolojik sorunları; Tanrı’nın gazabına uğranması, dini olarak cezalandırılmak ya da kötü ruhların musallat olması olarak tanımlamışlardır. Tarih boyunca kanser, tüberküloz, epilepsi, AIDS, sifiliz, cüzzam gibi bir çok hastalık damgalanmıştır. Ancak stigmadan en çok mağdur olan bireylerin psikolojik bozukluklara sahip olduğu görülmüştür.

Birincil ve İkincil Damgalama

Damgalama çeşitli durumlarla ilişkilendirilerek birkaç sınıfta ele alınabilir. Etkilediği alan bağlamında birincil damgalama ve ikincil damgalama olarak sınıflandırılabilir. Birincil damgalama; doğrudan damgalamadır. Birey özelinde değerlendirilir, hissedilen damgalama ve içsel damgalamayı kapsamaktadır. Hissedilen damgalama; damgalanan bireyin bu damgaya ilişkin hissettiklerini anlatmaktadır. Utanç, suçluluk, endişe gibi duyguları yaşamasını ve davranışlarını gizlemeye çalışması gibi davranış örüntülerini kapsamaktadır. İçselleştirilmiş damgalama(öz damgalama) ise kendini damgalama/kişisel damgalamayı anlatmaktadır. Diğerlerinin fikirlerinin, tepkilerinin; bireyin kendi iç dünyasındaki duygu, düşünce ve inançlarını etkilemesi ile buna yönelik kabul oluşturmasını kapsamaktadır. Yani bireyin kendi inançlarını, duygularını vb. kendisinin damgalamasıdır. İkincil damgalama; hissedilen ya da dolaylı yoldan damgalamadır. Kişinin sosyal çevresine yayılan bir damgalamadır. Damgalanan birey ile ilişkili kişilerin de etkilediği psikososyal bir süreçtir.

Stigmatize edilen bireylerde; itibar kaybı ya da sarsılması, yoğun utanç ve suçluluk oluşur. Bunlarla baş etmek zorunda kaldıkları bir sürecin içerisine girerler. Sosyal farklılıkların belirginleştiği bu günlerde stigmatizasyon sorunu her geçen gün daha fazla büyümektedir. Bireylerin kaliteli bir yaşam sürmesinin önündeki bu büyük engeli hepimiz anlamalıyız. Bu engeli ortadan kaldırmak, azaltmak için çalışmalıyız. Halkımızın bu konudaki hassasiyeti gelişmelidir.

İlginizi çekebilecek diğer yazılar:

Depresyon nedir?

Tükenmişlik sendromu nedir?

damgalamaDamgalama (Stigmatizasyon) Nedir?

Psikolojik bozukluklara sahip bireylerin yaşam kalitesinin düşmesi; sadece bu psikolojik bozuklukların neden olduğu sıkıntı ve engellerden kaynaklanmaz. Yaşam kalitesindeki düşüş ve bu bireylerin yaşadığı kişisel hedef kayıpları; psikolojik sağlığa ve psikolojik sağlık desteklerine eşlik eden damgalamayı benimseyen bireyler yüzünden de olabilir. Damgalama kavramını literatüre kazandıran Goffman’a göre damgalama; damgalanan bireyin bir sıfat olarak isminin önüne getirilen etiket sonucunda daha değersiz, daha az istenir hale gelmesi ve zaman zaman insandışılaştırılmasıdır.

Damga (stigma) kavramı; tarihte ilk kez Antik Yunan’da ahlaki anlamda kötü olduğu düşünülen, normallik sınırları içerisinde kabul edilmeyen bireylerin, kölelerin, suçluların, hainlerin bedenlerine kazıdıkları ya da demirle dağladıkları işaretlerle kullanılmaya başlanmıştır. Tarihe bakıldığında damgalama tıbbi açıdan oldukça fazla yaşanmıştır. Toplumlar geniş etkisi olabilen salgın hastalıklarda ve bazı yıkıcı sonuçları olan hastalıklarda(örneğin, AIDS) damgalamaya meyillilerdir. Buna ek olarak psikolojik sorunları damgalamaya da genelde meyilli olmuşlardır. Örneğin bazı psikolojik sorunları; Tanrı’nın gazabına uğranması, dini olarak cezalandırılmak ya da kötü ruhların musallat olması olarak tanımlamışlardır. Tarih boyunca kanser, tüberküloz, epilepsi, AIDS, sifiliz, cüzzam gibi bir çok hastalık damgalanmıştır. Buna rağmen damgalamanın en büyük mağdur grubunu oluşturan bireylerin psikolojik bozukluklara sahip olduğu görülmüştür.

Birincil ve İkincil Damgalama

Damgalama çeşitli durumlarla ilişkilendirilerek birkaç sınıfta ele alınabilir. Etkilediği alan bağlamında birincil damgalama ve ikincil damgalama olarak sınıflandırılabilir. Birincil damgalama; doğrudan damgalamadır. Birey özelinde değerlendirilir, hissedilen damgalama ve içsel damgalamayı kapsamaktadır. Hissedilen damgalama; damgalanan bireyin bu damgaya ilişkin hissettiklerini anlatmaktadır. Utanç, suçluluk, endişe gibi duyguları yaşamasını ve davranışlarını gizlemeye çalışması gibi davranış örüntülerini kapsamaktadır. İçselleştirilmiş damgalama(öz damgalama) ise kendini damgalama/kişisel damgalamayı anlatmaktadır. Diğerlerinin fikirlerinin, tepkilerinin; bireyin kendi iç dünyasındaki duygu, düşünce ve inançlarını etkilemesi ile buna yönelik kabul oluşturmasını kapsamaktadır. Yani bireyin kendi inançlarını, duygularını vb. kendisinin damgalamasıdır. İkincil damgalama; hissedilen ya da dolaylı yoldan damgalamadır. Kişinin sosyal çevresine yayılan bir damgalamadır. Damgalanan birey ile ilişkili kişilerin de etkilediği psikososyal bir süreçtir.

Damgalanan/buna maruz bırakılan bireylerde; itibar kaybı ya da sarsılması, yoğun utanç ve suçluluk oluşur. Bunlarla baş etmek zorunda kaldıkları bir sürecin içerisine girerler. Sosyal farklılıkların belirginleştiği bu günlerde damgalama sorunu her geçen gün daha fazla büyümektedir. Bireylerin kaliteli bir yaşam sürmesinin önündeki bu büyük engeli hepimiz anlamalıyız. Bu engeli ortadan kaldırmak azaltmak için çalışmalıyız. Halkımızın bu konudaki hassasiyeti gelişmelidir.

İlginizi çekebilecek diğer yazılar:

Depresyon nedir?

Tükenmişlik sendromu nedir?

damgalamaDamgalama (Stigmatizasyon) Nedir?

Psikolojik bozukluklara sahip bireylerin yaşam kalitesinin düşmesi; sadece bu psikolojik bozuklukların neden olduğu sıkıntı ve engellerden kaynaklanmaz. Yaşam kalitesindeki düşüş ve bu bireylerin yaşadığı kişisel hedef kayıpları; psikolojik sağlığa ve psikolojik sağlık desteklerine eşlik eden damgalamayı benimseyen bireyler yüzünden de olabilir. Damgalama kavramını literatüre kazandıran Goffman’a göre damgalama; damgalanan bireyin bir sıfat olarak isminin önüne getirilen etiket sonucunda daha değersiz, daha az istenir hale gelmesi ve zaman zaman insandışılaştırılmasıdır.

Damga (stigma) kavramı; tarihte ilk kez Antik Yunan’da ahlaki anlamda kötü olduğu düşünülen, normallik sınırları içerisinde kabul edilmeyen bireylerin, kölelerin, suçluların, hainlerin bedenlerine kazıdıkları ya da demirle dağladıkları işaretlerle kullanılmaya başlanmıştır. Tarihe bakıldığında damgalama tıbbi açıdan oldukça fazla yaşanmıştır. Toplumlar geniş etkisi olabilen salgın hastalıklarda ve bazı yıkıcı sonuçları olan hastalıklarda(örneğin, AIDS) damgalamaya meyillilerdir. Buna ek olarak psikolojik sorunları damgalamaya da genelde meyilli olmuşlardır. Örneğin bazı psikolojik sorunları; Tanrı’nın gazabına uğranması, dini olarak cezalandırılmak ya da kötü ruhların musallat olması olarak tanımlamışlardır. Tarih boyunca kanser, tüberküloz, epilepsi, AIDS, sifiliz, cüzzam gibi bir çok hastalık damgalanmıştır. Buna rağmen damgalamanın en büyük mağdur grubunu oluşturan bireylerin psikolojik bozukluklara sahip olduğu görülmüştür.

Birincil ve İkincil Damgalama

Damgalama çeşitli durumlarla ilişkilendirilerek birkaç sınıfta ele alınabilir. Etkilediği alan bağlamında birincil damgalama ve ikincil damgalama olarak sınıflandırılabilir. Birincil damgalama; doğrudan damgalamadır. Birey özelinde değerlendirilir, hissedilen damgalama ve içsel damgalamayı kapsamaktadır. Hissedilen damgalama; damgalanan bireyin bu damgaya ilişkin hissettiklerini anlatmaktadır. Utanç, suçluluk, endişe gibi duyguları yaşamasını ve davranışlarını gizlemeye çalışması gibi davranış örüntülerini kapsamaktadır. İçselleştirilmiş damgalama(öz damgalama) ise kendini damgalama/kişisel damgalamayı anlatmaktadır. Diğerlerinin fikirlerinin, tepkilerinin; bireyin kendi iç dünyasındaki duygu, düşünce ve inançlarını etkilemesi ile buna yönelik kabul oluşturmasını kapsamaktadır. Yani bireyin kendi inançlarını, duygularını vb. kendisinin damgalamasıdır. İkincil damgalama; hissedilen ya da dolaylı yoldan damgalamadır. Kişinin sosyal çevresine yayılan bir damgalamadır. Damgalanan birey ile ilişkili kişilerin de etkilediği psikososyal bir süreçtir.

Damgalanan/buna maruz bırakılan bireylerde; itibar kaybı ya da sarsılması, yoğun utanç ve suçluluk oluşur. Bunlarla baş etmek zorunda kaldıkları bir sürecin içerisine girerler. Sosyal farklılıkların belirginleştiği bu günlerde damgalama sorunu her geçen gün daha fazla büyümektedir. Bireylerin kaliteli bir yaşam sürmesinin önündeki bu büyük engeli hepimiz anlamalıyız. Bu engeli ortadan kaldırmak azaltmak için çalışmalıyız. Halkımızın bu konudaki hassasiyeti gelişmelidir.

İlginizi çekebilecek diğer yazılar:

Depresyon nedir?

Tükenmişlik sendromu nedir?